İntifa Hakkını Kim Verir? Bir Yaşam Hakkı Üzerine
Kayseri’nin soğuk sokaklarında, kış aylarının en sert zamanlarıydı. Hava, nefesimi buğulandıracak kadar soğuk, kar bir yandan usulca düşüyor, bir yandan da zamanla her şeyi beyaza bürüyordu. O kadar soğuktu ki, gözlüklerimi takınca gözlerim karla buluşan her şeyin içinde kayboluyordu. Ama buna rağmen, o gün, o an, içinde bulunduğum duygu karmaşasını bir şekilde hissetmek, bazı sorulara cevap aramak istiyordum.
Bir süre önce annem bana bir mektup bırakmıştı. Üzerinde, “İntifa hakkını kim verir?” diye yazıyordu. İlk başta ne demek istediğini anlayamamıştım. Ama annemin o sessiz, sakin tavırlarını bildiğim için bu mektubun içinde önemli bir şey olduğunu hemen hissettim.
Bir Mektup ve Sorgulamalar
Annemin sağlığının bozulmaya başladığı o günlerden sonra, ilişkimizde pek çok şey değişmişti. Eskiden onunla olan sohbetlerimizde gözlerindeki o bilge bakışı görmek, çok şey anlatmak için gereksiz sözlere yer bırakmazdı. Ama artık o gözlerde bir hüzün vardı, bir eksiklik vardı. Her şeyin geçici olduğunu fark etmişti ve belki de bununla barışmıştı. “İntifa hakkını kim verir?” sorusu, bana göre annemin sahip olduğu bir yetkiyi, bir gücü simgeliyordu. Ama kim vermişti bu hakkı?
Mektubu okuduğumda hissettiğim ilk şey şaşkınlıktı. Ne demek istiyordu annem? Benim için hayatı anlatan, değerli bir insanın kaybıyla ilgili bir şeyler sormak mıydı bu? Ya da belki bir karar almalıydım, onu kaybettiğimde tek başıma nasıl yaşayacağımı düşünmeliydim. İntifa hakkı… Üzerinde bir şeyler durmalıydım. Sonra bir an düşündüm; hayatta hiçbir şey gerçekten bizim olmuyor, ama bir şekilde ona sahipmiş gibi yaşıyoruz. Annem de bana bunu öğretmeye çalışıyordu.
Bir Kararın Ağırlığı
Daha sonra, Kayseri’de, bir kafe köşesinde otururken, bu soruyu derinlemesine düşünmeye başladım. Annem bana “İntifa hakkını kim verir?” diye sorarak bana o kadar büyük bir ağırlık yüklemişti ki, ne yapacağımı bilemedim. Bu hak, bir başkasına verilen, özel bir hak mıydı? Veya bir mülkün sahibine ait bir hak mı? Bir şeyin sahibi olamıyorduk belki ama bir şeyin sahibi gibi de yaşayabiliyorduk. Yaşadıkça hissettiğimiz, gözlerimizle gördüğümüz, bedenimizle taşıdığımız bu hisler, bir yerlerde onlara dair sahiplik duygusunu da uyandırıyordu. Ama bu neye karşılık geliyordu?
Biraz daha düşündüm. Belki de annem bana yalnızca, hayatta olan her şeyin “geçici” olduğunu, fakat sahip olduklarımızı, yaşadıklarımızı, hissettiklerimizi elbirliğiyle paylaşıp sahiplenebileceğimizi anlatmaya çalışıyordu. İntifa hakkı, bir mülkü elde etme hakkı değil, onu yaşama, hissetme ve değerini anlama hakkıydı belki de.
Hayal Kırıklığı ve Yeni Umutlar
Bütün bu düşündüklerim, Kayseri’nin o kasvetli gününe, o soğuk havasına bir anlam katıyordu. Ama yine de içimde bir hayal kırıklığı vardı. Annemin bana yüklediği bu soruya verdiğim cevap beni tatmin etmiyordu. Kendimi kaybolmuş gibi hissediyordum. Ne için bu kadar uğraşmıştım? Ya annem haklıysa? Ya hayat, aldığımız her kararın arkasındaki gerekçeyi bize sorgulatacak kadar derinse?
O gün, kafemdeki yalnızlığımla yüzleşmek zorunda kaldım. Annemin bana ne anlatmak istediğini anlamadım, ama belki de hissettiklerim, bana yavaşça yön gösteriyordu. Bir şeyler anlayabilmek, bunu içselleştirebilmek, biraz daha büyümek gerekiyordu. Bazen biz insanlar, bir şeyin değerini ancak bir süre sonra anlıyoruz. Mesela annemin bana olan sevgisinin derinliği, bir karar alırken ya da hayatı sorgularken hep arka planda kalmıştı.
Belki de intifa hakkı, bir şeyin gerçek sahibini, onu gerçekten “sahiplenmek” isteyen birine bırakmaktı. Annem o hakka sahipti. Her şeyin geçici olduğunu fark etmişti. Ama ben hala bu düşünceyle barışamıyordum. Kayseri’nin karlarındaki sessizlik ve yalnızlık, sadece bana değil, dünyadaki her insana bir şeyler anlatıyordu.
İntifa Hakkını Kim Verir?
O an, her şeyi anlamış gibi hissettim. İntifa hakkını kim verir? Cevap, aslında çok basitti: Biz veririz. Kendimizi, başkalarına, yaşadıklarımıza ve hayatın geçici ama değerli anlarına bırakmamız gereken bir hak. Bu sadece bir mülkün değil, aynı zamanda hayatın da bir tür hakkıdır. Geleceği şekillendiren kararlar, o anki duygusal yüklerle şekillenir. İntifa hakkı, bazen bir mülk, bazen bir yaşam hakkı olur. Ama ben, o mektubu okuduktan sonra, annemin bana verdiği bu “hakkın” değerini çok daha iyi anladım.
Bu yazıyı yazarken, kendimi annemin gözlerinin içindeki o huzuru ve anlamı görmek için bir yolculuğa çıkmış gibi hissediyorum. Kayseri’nin karla kaplanmış sokaklarında, eski mahallemde adım atarken, belki de hayatın bana sunduğu en değerli hakla tanışıyorum: Geçici olan her şeyin kıymetini bilmek ve onu en güzel şekilde yaşamak.
Ve belki de hayatın bana verdiği en güzel soruyu yanıtlıyorum: İntifa hakkını kim verir? Biz veririz. Çünkü gerçek sahiplik, değerini bilmek ve o değerle yaşamakla ilgilidir.