Kronik Bakım Nedir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden İnceleme
Kronik bakım, yıllardır toplumda var olan ancak ne yazık ki yeterince konuşulmayan bir konu. Hem yaşlılar hem de farklı sağlık sorunlarıyla mücadele eden bireyler için yaşam kalitesini sürdürebilmeleri adına kritik bir ihtiyaç. Ancak, bu bakım türünün uygulanışı, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi faktörlerden nasıl etkileniyor? Aslında sokakta, toplu taşımada, işyerinde gözlemlediğim pek çok şey bu soruyu yanıtlamak için yeterli örneği sunuyor. Gelin, kronik bakımın ne olduğuna ve nasıl şekillendiğine daha derinlemesine bakalım.
Kronik Bakımın Temel Tanımı
Kronik bakım, uzun süreli, süregeldiği sağlık sorunlarıyla mücadele eden kişilere sağlanan bakım türüdür. Bu bakım, hastalık ya da engel nedeniyle günlük yaşamını sürdüremeyen kişilerin sağlık ihtiyaçlarını karşılamak, yaşam kalitelerini artırmak ve bağımsızlıklarını mümkün olduğunca desteklemek için verilir. Kronik hastalıklar arasında diyabet, hipertansiyon, Alzheimer gibi durumlar yer alır.
Fakat işin içine toplumsal cinsiyet, sosyal adalet ve çeşitlilik gibi unsurlar girdiğinde, bakım sadece bir sağlık meselesi olmaktan çıkar; aynı zamanda bir toplumsal sorun haline gelir.
Toplumsal Cinsiyet ve Kronik Bakım
İstanbul’un sokaklarında yürürken, kadınların yaşadığı zorlukları gözlemlemek pek de zor olmuyor. Toplu taşımalarda, alışveriş merkezlerinde ya da parklarda gördüğümüz kadınlar çoğu zaman başkalarına bakma yükümlülüğü taşıyan kişiler olarak karşımıza çıkıyor. Kadınların, yaşlı aile bireylerine ya da kronik hastalıkla mücadele eden yakınlarına bakma konusunda üstlendikleri roller, sosyal yapının bir parçası olarak kabul edilir.
Çoğu zaman kadınlar, iş gücüne katılma konusunda erkeklerle aynı fırsatlara sahip olamamışken, bir de bakım işlerini sırtlanmak zorunda kalıyorlar. Örneğin, annem gibi emekli bir kadının, hem kendi sağlığını korumaya çalışırken, hem de 85 yaşındaki annesine bakmaya çalışmasını görmek, bu bağlamda ne demek istediğimi çok iyi özetliyor. Birçok kadın, bakım işlerini üstlenerek çoğu zaman kendi kariyerlerinden, kişisel hayatlarından ya da toplumdaki rollerinden fedakârlık etmek zorunda kalıyor. Bu durum, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştiriyor.
Çeşitlilik ve Kronik Bakım
Kronik bakım sadece tek bir grubu etkilemez; her birey, sağlık sorunları açısından farklı deneyimlere sahip olabilir. Bir mahallede, yaşlı bir bireyle konuştuğumda, onun yaşamını sürdürebilmesinin bir kısmının da çok kültürlü çevresine bağlı olduğunu fark ettim. Türkiye’de, özellikle İstanbul gibi kozmopolit bir şehirde, farklı etnik kökenlerden gelen insanlar, farklı sağlık anlayışları ve bakıma dair algılar geliştirmiş durumdalar.
Örneğin, bir göçmen aile, yaşlılarına veya kronik hastalıkları olan bireylerine bakım sağlarken, kültürel normlar ve farklı dil engelleri ile mücadele etmek zorunda kalıyor. Sosyo-ekonomik durumları genellikle bakım hizmetlerine ulaşımı kısıtlıyor ve bu durum, özellikle azınlık gruplarını daha da zor durumda bırakıyor.
Çeşitliliğin etkisi sadece dil ya da kültürle sınırlı değil. Aynı zamanda bir kişinin cinsel yönelimi, fiziksel engellilik durumu ya da sağlık geçmişi de bakım süreçlerini doğrudan etkileyebiliyor. Örneğin, bir LGBTİ+ birey, devletin sunduğu kronik bakım hizmetlerine erişirken, eşcinselliğinden dolayı ayrımcılığa uğrayabilir. Bu da sağlık hizmetlerinin adaletsizliğine yol açan büyük bir sorun.
Sosyal Adalet ve Kronik Bakım
Kronik bakımın sağlanmasında sosyal adaletin rolü oldukça büyük. Bir toplumda herkesin eşit sağlık hizmetlerine ve bakım hizmetlerine erişimi olması gerekir. Ancak Türkiye’de, özellikle düşük gelirli mahallelerde yaşayan insanlar, özel hastanelere veya nitelikli bakım hizmetlerine erişmekte büyük zorluklar yaşıyor. Sağlık sigortasının kapsamı, bakım hizmetlerinin ücretleri ve devletin sunduğu sosyal yardım programları, bu hizmetlerin herkes için eşit bir şekilde sağlanmadığını gösteriyor.
Bir gün, İstanbul’un en yoğun semtlerinden birinde, alt sınıftan bir kadının yaşadığı zorlukları dinlediğimde, kronik bakım hizmetlerine erişimin bir ayrıcalığa dönüştüğünü daha net bir şekilde anlamıştım. Yüksek gelir grubuna ait bir aile, özel sağlık sigortaları sayesinde en kaliteli bakım hizmetlerine ulaşabilirken, düşük gelirli bir aile, devletin sunduğu az sayıda ve yetersiz bakım hizmetiyle yetinmek zorunda kalabiliyor.
Kronik Bakım ve Sadece Fiziksel İhtiyaçlar Değil
Kronik bakım sadece fiziksel bir ihtiyaç olmanın ötesinde, duygusal, psikolojik ve sosyal bir gereksinimdir. İnsanlar bakım alırken, sadece fiziksel sağlıkları değil, aynı zamanda yalnızlık, aidiyet ve toplumsal bağlar gibi duygusal gereksinimleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Yalnızca fizyolojik gereksinimlerin karşılanması, kişinin yaşam kalitesini sürdürebilmesi için yeterli değildir. Kronik bakımın, duygusal ve sosyal boyutlarının daha çok önemsenmesi gerekiyor.
Özellikle yalnız yaşayan yaşlı bireyler, toplumsal bağlarını kaybettikçe, bakım süreçleri de karmaşıklaşabiliyor. Bakım verenin sadece bir sağlık profesyoneli değil, aynı zamanda bir arkadaş ve dinleyici olması, bireyin yaşam kalitesini büyük ölçüde artırabilir.
Sonuç: Kronik Bakımda Eşitlik Ne Kadar Gerçek?
Kronik bakımın toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından nasıl şekillendiğini düşündüğümüzde, hala birçok eşitsizliğin ve ayrımcılığın var olduğunu görmekteyiz. Bu konu, yalnızca sağlık politikalarının değil, aynı zamanda toplumdaki tüm adalet anlayışının yeniden gözden geçirilmesi gereken bir alan. Her bireyin eşit ve kaliteli bakım hizmetlerine ulaşması, ancak sosyal yapının adaletli bir şekilde yeniden şekillendirilmesiyle mümkün olabilir.
Kronik bakım konusunda sizce hangi gruplar daha fazla zorluk yaşıyor? Bu sorunun çözülmesi için hangi adımlar atılmalı?